Tunç Çağı

Tunç Çağı veya Bronz Çağı, Antik Avrupa, Asya ve Orta Doğu halklarının hammadde ve alet kültürlerindeki üçüncü evre. Bölgeden bölgeye fark etmekle birlikte yaklaşık olarak MÖ 3000 - MÖ 1000 yılları arasında gerçekleşmiştir. Kalay ve bakırın karışımından oluşan tunç Anadolu'da Kalkolitik sonunda görülür. Ancak tunç madeninin alet ve kap yapılmasında kullanılması MÖ 3. binyıl başlarına rastlar.

Collier de Penne
Tunç gerdanlık - Muséum de Toulouse.

Mezopotamya'da ve Mısır'da tunçtan eserlerin yapılmaya başlandığı sıralarda (MÖ 4. binyıl sonu) yazı keşfedilmiş bulunduğundan bu ülkeler için Tunç Çağı deyimi yerine yazılı belgelerden elde edilen kronoloji ve sınıflandırmalar kullanılır. Buna karşılık yazıyı henüz kullanmayan Anadolu, Hellas (Yunanistan), Balkanlar ve Avrupa gibi bölgeler için Tunç Çağı deyimi geçerlidir. Tunç Çağı Anadolu'da MÖ 3000, Girit'te, Ege'de ve Hellas'ta MÖ 2500 - MÖ 2000, Avrupa'da ise MÖ 2000 yıllarında başlar.

Anadolu'da Tunç Çağı üç evre gösterir:

Tunç Çagı üç bölümü ayrılır:

Tunç Çağı
(MÖ 3000 – MÖ 1200)
Erken Tunç Çağı
(M.Ö. 3000 – MÖ 2000)
Erken Tunç Çağı I MÖ 3000 – MÖ 2000
Erken Tunç Çağı II MÖ 3000 – MÖ 2700
Erken Tunç Çağı III MÖ 2700 – MÖ 2200
Erken Tunç Çağı IV MÖ 2200 – MÖ 2000
Orta Tunç Çağı
(MÖ 2000 – MÖ 1550)
Orta Tunç Çağı I MÖ 2000 – MÖ 1750
Orta Tunç Çağı II MÖ 1750 – MÖ 1650
Orta Tunç Çağı III MÖ 1650 – MÖ 1550
Geç Tunç Çağı
(M.Ö. 1550 – MÖ 1200)
Geç Tunç Çağı I MÖ 1550 – MÖ 1400
Geç Tunç Çağı II A MÖ 1400 – MÖ 1300
Geç Tunç Çağı II B MÖ 1300 – MÖ 1200

Ayrıca bakınız

Kaynakça

  1. ^ Dç. Dr. Halime Hüryılmaz, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sayı 17, Sh.: 86
Anadolu tarihi

Anadolu tarihi, Batı Asya yarım adası Anadolu etrafında yerleşen birçok devlet ve uygarlığı kapsar. Ayrıca Latince adı olan Asia Minor Ön Asya olarak da isimlendirilir. Coğrafi olarak modern Türkiye'nin, batıda Ege Denizi'nden doğuda Ermenistan sınırındaki dağlara kuzeyde Karadeniz'den ve güneyde Akdeniz'e kadarki kısmını oluşturur.

Anadolu'daki ilk uygarlık izlerine orta ve doğu Anadolu'daki arkeolojik bulgularda rastlıyoruz. Bazı eski halkların kökenlerindeki sırlar henüz bilinmemesine karşın, Hatti, Akad, Asur, Luvi ve Hitit uygarlıklarının kalıntıları; halklarının günlük yaşamları ve ticaret hayatları ile ilgili pek çok örnek sunuyor.

Hititler'in düşüşünden sonra Anadolu'nun batı yakasında Lidyalılar ve Frigyalılar sahneye çıktı. O dönemde onlar için tek tehdit olarak Pers Krallığı görünüyordu. Lidyalıları yıkan Persler döneminde Anadolu'da da liman şehirleri gelişti ve zenginleşti. Zaman zaman isyanlar olsa da bu isyanlar çok büyük tehdit oluşturmadı.

Sonunda Büyük İskender sahneye çıktı ve III. Darius'a karşı kazandığı zaferlerle tüm bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Ölümünden sonra, kazandığı topraklar; güvendiği generallerinden birçokları ve ayakta kalmayı başaran Galya, Pergamon, Pontus ve Mısır'daki diğer güçlü hükümdarlar arasında bölüşüldü. İskender'in payından en fazla dilimi alan Selevkos İmparatorluğu, Romalıların iştahını kabarttı ve Romalılar bölgeyi parça parça ele geçirdiler. Romalılar yerel yönetimlere büyük yetkiler tanıdılar ve askeri güç sağlayarak bölgeyi güçlendirdiler. Bunun sonucunda Konstantin, Konstantinapol'de yeni bir doğu imparatorluğu olan Bizans İmparatorluğu'nu kurdu. Bizans başlangıçta akıllı yöneticilerle zenginleşti ancak sonra yönetimdeki ihmaller ve Moğol saldırılarından büyük zararlar gördü.

Türkler'in Anadolu'ya girmesinden sonra, Selçuklu ve İlhanlı orduları kısa bir süre içinde Bizans topraklarının büyük kısmını ve ticaret merkezlerini ele geçirdi. En sonunda da Osmanlılar ve II. Mehmet ile 1453'te Konstantinapol'u fethetti ve 1058 yıllık Bizans İmparatorluğu'na son verdi.

Osmanlılar 1453'ten sonra uzun yıllar boyunca diğer dinlere de hoşgürülü davrandı ve çok başarılı oldular ülkenin sınırlarını Kuzey Afrika'dan, Orta Avrupa'ya kadar genişlettiler. Neden sonra Rusya ile savaşları, kötü yönetimler ve ülkedeki diğer halkların ayaklanmaları imparatorluğu zayıflatttı. Yeniçeri ayaklanmalarından sonra yeniçeri ocağı kapatıldı. Ekonomiyi düzeltmek için yapılan reformlar, ağır vergi ve harçlar olarak kendisini gösterdi ve karlı olan ticareti tersine çevirdi. Sonunda umutsuzluk, imparatorluğu Almanya ve Avusturya yanında I. Dünya Savaşı'na katılmaya zorladı. Savaştan yenilgiyle ayrıldıktan sonra devletin elinde sadece Anadolu toprakları kalmıştı ve bu topraklara da Yunanların göz dikmesi yeni bir savaşın başlangıcı oldu. Yunanları yendikten sonra Mustafa Kemal Atatürk 1922'de Osmanlı Devleti'ni kaldırdı ve Anadoluda yeni bir devlet Türkiye'yi kurdu. O zamandan beridir Türkiye Devleti, Anadolu topraklarında varlığını modern bir ülke olarak sürdürmektedir.

Erken Tunç Çağı

Anadolu ve Trakya'da yaklaşık MÖ 3000-2000 yılları arasına tarihlendirilen Erken Tunç Çağı (İlk Tunç Çağı), genel karakteri ile üzerinde tapınak ve idari binaların da bulunduğu organize, tahkimli, bağımsız şehir devletlerinden oluşan bir dönemi kapsar. Sosyal, dinsel ve teknolojik değişime tanıklık eder.

Bu yeni dönem, önceki çağların tarım hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik gibi buluşlarına, daha güçlü silahların üretilmesine, daha ince süs eşyalarının yapılmasına olanak veren bakır ve kalay alaşımı olan tuncun keşfini eklemiştir. Bakırın kalay ile karıştırılarak tuncun elde edilmesi dönemin madenciliği açısından önemli bir gelişmedir.

Besin üretimi alanında olduğu gibi, metal işleme alanında da teknolojik gelişmeler her bölgede eş zamanlı olarak yaşanmamıştır.

Bu dönemde altın ve gümüş gibi değerli madenlerden yapılmış gömü hediyeleri içeren mezarlıklar toplumsal değişikliğin kanıtıdır.

Bu dönemde ayrıca ticaret gelişmiş, Ege, Orta Doğu ve Balkanlar'ı kapsayan geniş bir ticaret ağı kurulmuştur. Tunç Çağına Anadolu'da MÖ 3000, Girit, Ege Adaları ve Yunanistan'da MÖ 2500, Avrupa'da ise MÖ 2000 yıllarında ulaşılabilmiştir.

Anadolu'da MÖ 3000-1200 yılları arasında ele alınan Tunç Çağı kazılarında bulunan çanak çömleğin yapısına, üretimde ve mimaride kullanlan teknolojinin düzeyine göre Erken, Orta ve Geç Tunç olmak üzere üç evrede incelenir.

Geç Tunç Çağı

Geç Tunç Çağı, MÖ 1550 ve 1200 arası döneme verilen ad.

Bu dönemde Anadolu'da Hattileri ortadan kaldıran Hititler egemen olmuştur. Çağın sonuna doğru Hititler yıkılmıştır.

Gordion Müzesi

Gordion müzesi, Ankara'nın Polatlı ilçesindedir. Gordion Yassıhöyük köyü'ndedir. Gordion'da Kral Midas'ın tümülüsü vardır. Ama Kral Midas'ın kemikleri alınarak Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne götürülmüştür.

1963 yılında Ankara'nın Polatlı ilçesine bağlı Yassıhöyük olarak tanınan 500 nüfusa sahip küçük bir köyün yanında kuruldu. Bugün Gordion Müzesi'nde kronolojik bir sergileme sunulmakta, her dönem karakteristik örneklerle temsil edilmektedir. Üç vitrinde Eski Tunç Devri eserleri, bunu takiben Kral Midas ile son bulan Erken Frig Dönemine ait eserler yer almaktadır. Bu eserler içinde Erken Demir Çağına ait el yapımı çanak-çömlekler, Erken Frig Çağına ait Demir aletler, tekstil üretim aletleri sergilenmektedir. Yeni sergi solonunda Panoramik vitrin içinde MÖ 700 yıllarına tarihlenen tahrip katına ait tipik bir yapı sergilenmektedir. Yeni salonun geri kalan kısmında MÖ 6 - M.S. 4. yüzyıla ait ithal edilmiş Yunan seramiği, Hellenistik Çağ ve Roma Dönemine ait malzemeler sergilenmektedir. Son bölümde ise ziyaretçiler Gordion'da ele geçen mühür ve sikke örneklerini izleme imkânı bulmaktadırlar.

Son yıllarda Gordion Müzesi'nin ziyaretçi sayısındaki büyük artış, burada yeni düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu çalışmalar içinde 180 m²'lik yeni depo binası, 150 m²'lik ek teşhir salonu, 30 m²'lik laboratuvar ve 35 m²'lik görüntü ile bilgilendirme salonu, 5000 m²'lik yeni açık hava teşhir alanı yapıların belli başlıları arasında sayılabilir.

Yeni kazılan alan Friglerin mobilya yapımında kullandıkları sedir, kokulu ardıç, şimşir, sarıçam, ceviz ve porsuk fidanları ile ağaçlandırılmıştır. Bu yeni alana nakledilen Roma mozaiği ve Galat Mezarı yapılan işlerin bir bölümü olarak sayılabilir.

Gözlükule

Gözlükule Höyüğü, Mersin İl merkezinin 30 km. doğusunda Tarsus İlçesi'nin güneybatısında, günümüzde İlçe'nin bir parkı olarak kullanılan bir höyüktür. Tepe, 300 metre çapında olup 25 metre yüksekliktedir. Bir Klasik Çağ kenti olan Tarsu ya da Tarse, hem tepede hem de günümüz Tarsus İlçesi'nin altındadır. Günümüz Tarsus'unu oluşturan ilk yerleşimin, Toroslar'dan gelen bir akarsuyun kıyısında, MÖ 7. binyılda bir köy olarak kurulduğu belirtilmektedir.Höyük, Orta Anadolu'dan Akdeniz kıyılarına doğal bir geçiş olan Gülek Boğazı çıkışında, Antik Kilikya ovasında yer almaktadır. Diğer yandan Gülek Boğazı çıkışından Amik Ovası yoluyla Kuzey Suriye'ye ulaşımın da kavşağındadır.

Havza, Samsun

Havza, Samsun'un Amasya'ya komşu olan bir ilçesidir.

Karaoğlan Höyüğü

Karaoğlan Höyüğü, Ankara İl merkezinin 25 km. güneyinde, Mogan Gölü'nün güneydoğu ucunda yer alan bir höyüktür. Bulunduğu bölge Ankara bölgesinden güneydoğu ve güneybatı yönlerine uzanan ana ticaret yollarının kavşağı durumundaydı. Tepe, 260 x 180 metre boyutlarında ve 18-20 metre yüksekliğindedir. Höyük Ankara – Konya karayolu üzerindedir.

Karayavşan Höyüğü

Karayavşan Höyüğü, Ankara il merkezinin güneybatısında, Polatlı İlçesi'nin 20 km. doğusunda, Karayavşan Köyü'nün hemen yanında yer alan bir höyüktür. Polatlı – Haymana karayolunun hemen kuzeyindedir. Tepe, 13 metre yükseklikte orta boy bir höyüktür.

Karaz kültürü

Karaz Kültürü, Geç Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağı boyunca Doğu Anadolu Bölgesi, Transkafkasya, Azerbaycan ve Kuzeybatı İran'ı içine alan bir yayılma gösteren kültürdür. Sovyet arkeoloj Boris Kuftin'in çalışmalarında ortaya konulmuştur. Kuftin, 1940 yılında bu kültürü ilk olarak tanımlamış ve Kura-Aras Kültürü olarak adlandırmıştır. Karaz Kültürü'nün yayılma alanı kuzeyde Kuzey Karadeniz Dağları - Transkafkasya hattına, doğuda İran'daki Urmiye Gölü'ne, batıda Divriği - Kangal, Malatya - Elazığ hattına, güneyde ise Kahramanmaraş - Amik Ovası Filistin hattına uzanmaktadır. Günümüzün siyasi yapılanışına göre ifade edilecek olursa, Karaz Kültürü'nün yayılma alanı Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, Doğu Anadolu ve Kuzeybatı İran'dır.

Küllüoba Höyüğü

Küllüoba Höyüğü, Eskişehir İl merkezinin 35 km. güneydoğusunda, Seyitgazi İlçesi'nin 15 km. kuzeydoğusunda, Yenikent Köyü'nün 1.300 metre güneyindedir. Tepe, 300 x 150 metre ölçülerinde, 10 metre yükseklikte bir tepedir. Frigya dağlık bölgesinin kuzeyinde, yukarı Sakarya ovalarının batısında yer almaktadır. Ankara, Konya ve Afyon civarından gelen tüm doğal ulaşım hatları Küllüoba'nın bulunduğu bölgede birleşmektedir ve buradan batıya, Eskişehir, İznik, İnegöl ovalarına uzanır. Bu batıya giden yollar, Kuzey Ege, Güney Marmara, dolayısıyla Balkanlar'a devam eder.

Limantepe

Limantepe, Urla belediyesi sınırları içinde, kasabanın deniz kıyısındaki İskele Mahallesi'nde yer alan ve Tunç Çağı boyunca (MÖ 3. binyıldan itibaren, Truva Savaşı dönemi olarak kabul edilen MÖ 1300-1400'lere kadar) yerleşime konu olmuş tarih öncesi dönem (prehistorya) arkeolojisi siti.

Ege Denizi'nin bilinen en eski limanlarından biridir. Sit 1950'de Profesör Ekrem Akurgal tarafından keşfedilmiş olup, kazıları 1979'dan günümüze Hayat Erkanal başkanlığındaki uluslararası bir ekip tarafından sürdürülmektedir.

Orta Taş Çağı

Orta Taş Çağı, Orta Taş Devri veya Mezolitik dönem, M.Ö. 22.000-10.000.

Paleolitik ve Neolitik arası bir geçiş dönemidir. Taştan aletler daha çeşitlidir. Köpek ilk evcil hayvan olarak görülür. Gıda birikimine de başlanır. Mağara resimleriyle ilk resim sanatı ortaya çıkmıştır. Önemli bazı merkezler Samsun Tekkeköy, Karain ve Beldibi'dir.

Orta Tunç Çağı

Orta Tunç Çağı, aynı zamanda Asur Ticaret Kolonileri çağı ve Eski Hitit Çağı olarak adlandırılır. Orta Tunç Çağı döneminde Asur'dan gelen tüccarlar sayesinde Anadolu'da ticaret merkezleri kurulmuştur. Bu merkezlerin büyüğüne "karum", küçüğüne ise "wabartum" denir. Asurlu tüccarlar Anadolu'ya kalay ve kumaş getirmişlerdir. Anadolu'dan gümüş, altın, işlenmiş bakır götürmüşlerdir. Kültepe'de çivi yazılı tabletler bırakmışlardır. Bu yazılı tabletlerin sayısı 20.000'i bulmaktadır, arkeologlar bu yazılı tabletlerle yazının Mezopotamya'dan Anadolu'ya geldiğini söylemektedir.

Panaztepe

Panaztepe, İzmir'in Menemen ilçesi merkezinin 13 km. batısında, Maltepe beldesinin 4 km doğusunda, sahil şeridinden 10 km uzaklıktaki, Yeditepeler olarak da anılan bölgenin kuzey ucunda doğal bir tepe ve yamaçlarında yer alan Tunç Çağı arkeolojik siti.

Prehistorik dönemde İzmir Körfezi'nin kuzey kesiminde kilit bir konumda yer alan bir ada veya yerımada üzerinde yerleşik bir liman olduğu düşünülmektedir. Gediz Nehrinin taşıdığı alüvyonlar Panaztepe ve çevresinin zaman içinde dolmasına yol açmıştır. Panaztepe'de Yerleşim bazı kesintilerle birlikte Erken Tunç Çağı’ndan Osmanlı Devleti Dönemine kadar sürmüştür.

Panaztepe’de kazılar 1985 yılından beri Hacettepe Üniversitesi tarafından yürütülmektedir. Ayrıca, sitteki antik çağ yerleşim dokusu "Güney Aiolis Yüzey Araştırmaları" adı altında paralel bir çalışma ile araştırılmaktadır.

Yafa

Yafa, (İbranice: יָפוֹ, Arapça: يَافَا veya Japho, Jaffa, Joppa) Dünya'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri kabul edilen İsrail'deki bir liman şehridir. Yafa, günümüzde Tel Aviv şehrinin bir parçası olarak kabul edilmekte ve tam adı Tel Aviv-Yafa olarak geçmektedir.

Yunus Peygamber, Süleyman Peygamber ve Aziz Peter hikâyeleri ile meșhur șehirdir.

Yumurtatepe Tümülüsü

Yumurtatepe , Eski Tunç Çağı dönemine ait Ankara ili Yenimahalle ilçesi Çamlıca Mahallesinde bulunan tümülüstür.

Frig dönemine ait bir tümülüs olduğu düşünülürken Yenimahalle Belediyesinin üzerinde imar çalışması başlatması ile 1986 ve 1987 yılları arasında Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi tarafından kurtarma kazısı yapılmış ve Eski tunç çağına ait küçük bir merkez olduğu anlaşılmıştır.

Yumurtatepe'deki mezar odasını tespit edebilmek için Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından Elektromanyetik prospeksiyon tekniği ile araştırma yapılmış, tümülüsün merkezine göre daha batıda 10 ila 15 metre derinlikte buna uygun bir mekanın olabileceği tespit edilmiş fakat kazılardan bir sonuç alınamamıştır. Yapının en üst kısmında yüzeyden yarım metre aşağıda 0,70 metre yüksekliğinde yuvarlağa yakın oval şeklinde bir yapı bulunmuştur.

Yumurtatepe büyük bir yerleşim yeri olmadığı düşünülmekte bu haliyle stratejik bir karakol olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

Çağ

Çağ; başlangıcı ve sonu belli olan, tarihte ayrı bir özelliğe sahip zaman bölümüdür.

Çukuriçi Höyüğü

Çukuriçi Höyüğü, İzmir İl merkezinin güneyinde, Selçuk İlçesi'nin 1 km güneyinde, Efes antik kentinin hemen güneydoğusunda yer alan bir höyüktür. Kentin Magnesia kapısından 500 metre mesafede, antik Smyrna olarak adlandırılan günümüzde Çukuriçi Mevkii olarak bilen yerdedir. Höyük'ün yanından Derbent Deresi akmaktadır. Selçuk – Aydın karayolunun Efes ayrımından sonra, karayolunun 100 metre batısındadır. Höyüğün adının Apasas olduğu ileri sürülmekle birlikte kazı ekibince bölgenin adı verilmiştir. Yerleşmenin MÖ 3. binyılda deniz kenarında olduğu hem jeomorfologlarca yapılan araştırmalarda, hem de kazılardaki çok sayıdaki deniz kabuğu buluntusuna dayanılarak ileri sürülmektedir. Tepe, günümüzde bile son derece verimli bir ovada yer almaktadır.

Diğer diller

This page is based on a Wikipedia article written by authors (here).
Text is available under the CC BY-SA 3.0 license; additional terms may apply.
Images, videos and audio are available under their respective licenses.