Piskoposluk

Piskoposluk bölgesinin dînî yetkilisi için piskopos maddesine bakınız.

Piskoposluk, bir piskoposun dînî idâresi altında olan bölgedir.[1] Batı Hristiyanlığında (Katolikler ve Protestanlar), piskoposluk bölgesi bir piskoposun yetki alanıdır. Yardımcı piskoposlar da bulunabilir. Bir piskoposluğun alt bölgelerine pariş denilir. Piskoposluk için kullanılan diocese, diócesis, diocèse, vb. isimler Yunanca διοίκησις (diokisis) isminden gelmektedir. Doğu Hristiyanlığında (Ortodokslar, vd.) bu kelime, patriklik bölgesi anlamında kullanılmaktadır. Bu sebeple, Doğu Hristiyanlığında, patriğin astları konumundaki piskoposlar, parişlerin yöneticileridir.[1] Bu sisteme piskoposluk yönetim sistemi denir. Başpiskoposluk, bir piskoposluktan hiyerarşik olarak üstündür. Başpiskopos, bir metropolit olabilir. Metropolitler, bir kilise eyâleti yöneticisidirler. Kilise eyâletleri, piskoposluklardan meydâna gelir ve eyâletin merkezi bir kilise metropolisidir. Kilise metropolisi, bâzen bir yerleşim yeri olan metropolisle çakışıktır. Bu yönetim düzeni, temel olarak, kiliselerin Roma eyâletlerine göre teşkilatlanması ile ortaya çıkmıştır. Metropolitlerin idâre ettiği kilise eyâletinde çalışan ve onun astı olan piskoposlara sufragan piskopos denir. Ortaçağ Avrupasında piskopos prensler ortaya çıktı. Yönetim alanlarındaki bölgenin hem piskoposu hem de siyâsî lideri durumundaki bu yöneticilerin alanları bâzen özerk bâzen de tam bağımsız siyâsî devlet olarak tezâhür etti.

Târihsel gelişimi

Roman Empire with dioceses in 400 AD
MS 400 civârında Roma İmp.’nun diokisleri. Her diokis, birkaç Roma eyâletinden oluşuyordu.

Roma İmparatorluğu’nun son zamanlarındaki idârî teşkilatlanmasında daha çok alt birimlere ayrılan eyâletlerin yönetimi için diokisler kuruldu. Romalıların dili Latince'ye dioecesis kelimesi Yunanca διοίκησις (diokisis) kelimesinden geçmiştir ve “idâre” anlamına gelir. 4. yüzyılda İmparatorluk’un Hristiyanlığı resmî din olarak benimsemesi ile birlikte idârî teşkilatın yöneticileri yanında kilise teşkilâtının yöneticilerinin makamları da devlet tarafından yetkilendirilmiş duruma geldi. Resmî kilise teşkilatı, Roma’nın idârî teşkilâtına paralel bir yapı olarak kuruldu. İdârenin ve kilisenin sorumluluk alanları çoğu durumda çakışıyordu.

5. yüzyılda Batı Roma’nın çöküşü ile birlikte, piskoposlar, toplumsal alanda, Roma vâlilerinin bıraktığı boşluğu da doldurdular. Doğu Roma’da ise buna benzer bir gelişme yaşandı. Bizans İmparatorluğu, Roma’nın idârî teşkilatlanmasını büyük ölçüde ilgâ etti. Günümüzde de birçok piskoposun, piskoposluk alanı (diokisi), Roma’nın diokislerinin yaklaşık coğrâfî alanıyla çakışıktır.[2][3]

Günümüzde

2015 Ocak verilerine göre, Katolik Kilisesi teşkilâtında 2851 piskoposluk mevcuttu: 1 papalık, 641 başpiskoposluk (patriklik, 4 büyük başpiskoposluk, 551 metropolit başpiskoposluk, 77 yalın başpiskoposluk) ve 2209 piskoposluk. Doğu Katolik Kiliselerinde, Batı’daki diokisin (piskoposluğun) karşılığı olarak eparkia (ἐπαρχία) kelimesi kullanılır. Yunan Ortodoks geleneğinde piskoposluklara metropolis, Slav Ortodoks geleneğinde eparkiya (епархия) denir.

Kaynakça

  1. ^ a b F. L. Cross, E. A. Livingstone ed.; The Oxford Dictionary of the Christian Church, s. 485; Oxford University Press; Revised Third Edition, 2005;
  2. ^ Bruce Eagles; “Britons and Saxons on the Eastern Boundary of the Civitas Durotrigum” (2004); Britannia, c. 35, s. 234
  3. ^ Edith Mary Wightman; Gallia Belgica; s. 26; University of California Press: 1985
Anavarza

Anavarza, Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, Kozan sınırları içerisinde, Kilikya bölgesinde bulunan antik kent. Çevresi mesire yeri olarak kullanılır. Kilikya ovasının önemli merkezlerinden olan Anavarza’nın antik kaynaklarda adı Anazarbos, Anazarba, Aynızarba veya Anazarbus olarak geçer. Adana’nın yaklaşık 70 km kuzeydoğusunda, Dilekkaya köyündeki antik şehir, Sunbas çayının Ceyhan ile birleştiği yerin 8 km kuzeyinde ada gibi yükselen bir tepe üzerindedir.

Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi yoktur. MÖ 19. yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anazarbus veya Anabarzus adının esasen kente hakim olan ve Çukurova düzlüğünün en çarpıcı fiziki oluşumlarından biri olan 200 metre yüksekliğindeki kaya kütlesine ait olduğu ve belki Eski Farsça Na-barza ("Yenilmez") adından tahrif edildiği düşünülebilir.

Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur.

260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. 4. yüzyılda İsaurialı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın ve eyaletin başkenti olmuştur.

525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adıyla onurlandırılmıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine ve bunu hemen izleyen büyük bir veba salgınına uğramıştır. İslam İmparatorluğunun zuhurundan sonra Arap ve Rum devletleri arasındaki sınır bölgesinde kalan kent sürekli akın ve savaşlarla tahrip edilmiş ve nüfusunun büyük bir bölümünü kaybetmiştir.

Arikanda

Arykanda, Antalya il sınırları Finike ilçesi yakınlarındaki antik kent.

Elmalı - Finike karayolunun tam yarısında bulunan Arifköyünün Aykırıçay mahallesine yakın bir ören yeridir. İlk yerleşme zamanına ait arkeolojik ve yazılı kaynaklara dayanan bilgi bulunamayan Arykanda'nın filolojik yönden yerli bir isim oluşu ile eski bir yerleşme yeri olduğu bilinmektedir. 'Anda' ekinden yola çıkarak, bu kentin MÖ 2.000 yılından itibaren var olduğu söylenebilir. Zamanın yerlileri Arykanda'ya 'Arykawanda' olarak adlandırdıkları bilinmektedir.

Arykanda antik kentin kazılarında Prof.Dr. Cevdet Bayburtluoğlu'nun çok emeği geçmiştir. Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cevdet Bayburtluğlu ile özdeşen kent, onun arkeolojik çalışmaları sayesinde, bugün tarihi Likya (Işık diyarı) bölgesinin en güzel kentlerinin ziyaret etmemizi sağlar.

Arykanda'nın en üst teraslarından birinde tek taraflı oturma yerine sahip, koşu pisti belirli bir kısımdan sonra trapez şeklini alan bir stadion bulunmaktadır. Ortasına yakın yerdeki merdivenle aşağıdaki teraslara bağlanan stadionun bir altındaki terasta ufak, fakat çok iyi korunmuş tiyatro yer almaktadır. Tiyatronun alt terasında odeon ve buna ulaşan merdivenli yol vardır. Odeonun önündeki portiko, köşeli bir U harfi yaparak agorayı çevreler. Arykanda'da resmi ve özel yapıların kapladığı alanın birkaç katını nekropol kaplar.

Nekropoldeki tonoz örtülü mezar odalarının dışında lahitlere de rastlanır. Birbirlerine teras görevi gören mezar binalarının en alt terasında ikinci katına kadar ayakta kalmış büyük bir hamam yer almaktadır.

Şehrin en ilginç kalıntılarından bir diğeri de Aykırıçay kaynağının bulunduğu yerde, kayalığın yüzündeki su yollarıdır.

Birgi, Ödemiş

Birgi, İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı bir mahalle. İlçe merkezine 10 km uzaklıktadır. Ulu Cami ve Çakırağa Konağı gibi tarihî yapılara ev sahipliği yapmaktadır. 2012'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne eklendi.

Evaristus

Papa Aziz Evaritus (d. ?, Beytüllahim, Yahudiye eyaleti, Roma İmparatorluğu – ö. 107, Roma, Roma İmparatorluğu), Aristus olarak da tanınır. Evaristus MS 99-107 döneminde papalık yapmıştır. Aziz Evaristus, hakkında çok az şey bilinmektedir. Liber Pontificalis'e göre, Beytüllahim'li Yahudi kökenli bir aileden gelmekteydi. Papalik döneminde Roma İmparatoru Trajan'un saltanat döneminde geçmiştir. Bu imparatorun saltanat dönemi, Roma'nın en zulümlü dönemiydi.

IV. Celestinus

Papa IV. Celestinus (Latince: Caelestinus IV; ölümü: 10 Kasım 1241), doğum adı ile Goffredo da Castiglione, 25 Ekim 1241'den aynı yılın 10 Kasım'ında öldüğü tarihe kadar papa.

Milan'da doğmuş olan Goffredo ya da Godfrey genellikle Papa III. Urbanus'un bir kız kardeşinin oğlu olarak anılır, ancak bu iddia temelsizdir. Milan kilisesindeki yüksek görevine kadar (belki erken 1219'da, tereddütsüz olarak 1223-27 arasında) ilk yaşamı hakkında hiçbir şey bilinmemektedir. Papa IX. Gregorius, Papa IV. Celestinus'u 18 Eylül 1227'de, San Marco piskoposluk bölgesinin kardinalı olarak ilan etti. Papa IV. Celestinus bu bölgeyi papalık tarafında çekmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. 1238'de Sabina'nın kardinal piskoposu ilan edildi.

Kutsal Makam

Santa Sede (Latince: Sancta Sedes) veyahut Papalık Makamı; Batı Avrupa dillerinde "Aziz Sandalye", "Apostolik Makam", "Kutsal Koltuk" olarak adlandırılır. Bu isimlendirme Vatikan'ın devlet pozisyonunu belirleyen resmi isimlendirmesidir. Nihayetinde Roma’da bulunan Katolik Kilisesi'nin Piskoposluk Yönetimi'ni içerir ve devleti yönetmek için piskoposlarca yönetilen bir yetki alanı oluşumudur. Bu isimlendirme ise; Papa ile beraber Devlet Sekretaryasını, (bakanlık ile eşdeğer anlamda olan) farklı Kongregasyonlarını ve (yönetim kurulu ile eşdeğer anlamda olan) papalık konseylerini içerir. Bütün bu sistemin başında bulunan kişiye de 'Başpiskopos' denir ve bu haliyle 'Papa'ya işaret etmektedir. Kısaca, Papalık Makamı, Katolik Kilise'sinin merkezi yönetimi olarak kabul edilebilir ve nihayetinde alışılagelen en basit isimlendirmesiyle (resmi olmayan isimlendirmesiyle) buna Vatikan denilir.

Bu makam 1929'daki Laterano Antlaşması'na göre (o zaman yeni kurulacak olan Vatikan Şehri için) özel ayrıcalıklı yönetimsel yetki ve yargı alanına kavuştu. Bunu her devlette var olan Yasama organı, Yürütme organı ve Yargı organı erklerinin bütününe benzetebiliriz. Bu yeni şehrin ismi Latincede 'Status Civitatis Vaticanae' ve İtalyanca olarak da 'Stato della Città del Vaticano' olarak adlandırıldı.Papalık Makamı, Papa'nın yönetimindedir ve çoğu zaman Papa'nın ofisi ya da yargısal yetki alanı olarak bilinir. Aynı zamanda bu makamın Papa'nın da içinde hesaplandığı Katolik Kilisesi'nın başı olarak da görülür. Bu son tanımlamaya göre Papa öldüğü ya da istifa ettiği vakit 'Papalık Makamı' devam eder. Yeni bir Papa tayin edilene kadar bu süre zarfında Katolik Kilisesi ve Vatikan şehri 'Kardinaller Heyeti' tarafından yönetilmeye devam edilir.

Her ne kadar 'Vatikan' kelimesi adlandırdığı bu devlete işaret etse de, "Vatikan Şehri Devleti" ve "Kutsal Makam" isimlendirmeleri aynı entiteye sahip değildirler. Bahsedildiği gibi ancak 1929’dan sonra devlet statüsüne getirilen Vatikan, Roma'nın piskoposluk makamı olarak çok eski Hristiyanlık dönemine dayanır. Bütün piskoposluk makamlar kutsaldır, ama 'Kutsal Makam' deyimi (daha fazla derin anlamına girmeden) uluslararası ilişkilerde ve (Katolik Kilisesi’nin Kanonik yasası’na göre) bir metonim olarak kullanılıyor. Bu deyim Roma Piskoposluk Bölgesi'nin Katolik Kilisesi'nin merkezi yönetim bölgesi olduğuna dair bir referanstır. Bu vesileyle bu yönetimi temsil eden büyükelçiler, Vatikan Şehri'ne değil, Kutsal Makam'a akreditedirler. Aynı şekilde ülke ve uluslararası organizasyonlarda papasal temsilciler de bahsedilen Kutsal Makam'ı temsil etmektedirler.

Kıptî Ortodoks Kilisesi

Kıptî Ortodoks Kilisesi veya İskenderiye Kıptî Kilisesi Mısır'ın en büyük Hristiyan kilisesinin resmî adıdır. İskenderiye Kıptî Kilisesi, Hristiyanlığın diğer mezhepleri tarafından monofizit bir kilise olarak tanımlanır. Monofizit görüş, İnsanî ve İlâhî tabiatların katışma ve değişme olmaksızın tek bir tabiatta birleşmesi ve tek tabiata dönüşmesini savunur. 451 yılında toplanan Kadıköy Konsili bu görüşü reddetti. İskenderiye Kıptî Kilisesi, Konsil kararlarını tanımayarak Ortodoksluk'tan ayrılan kiliselerden biridir.

Orta Afrika

Merkezi Afrika Afrika kıtasının ana çekirdeği olarak kabul edilip, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda'yı içerir.

Orta Afrika (Birleşmiş Milletler tarafından coğrafi alt bölge sınıflandırmalarında kullanılıyordu) Büyük Rift Vadisi hariç Batı Afrika'nın doğusu, Sahra Çölü'nün güneyini tanımlamak için kullanılan aynı terimi iade eder. Bölge Kongo Nehri ve onun kollarının egemenliği altında olup, tümüyle herhangi bir nehir sisteminden faklı (Amazon Nehri hariç) daha büyük bir alana akar. Birleşmiş Milletlere göre, Orta Afrika'nın dokuz ülkesi Angola, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Kongo Cumhuriyeti, Ekvator Ginesi, Gabon ve São Tomé ve Príncipe dir. Orta Afrika'nın UN altbölgesindeki bütün bu devletlere eklemelerle toplamda 11 devlete ulaşır ve "Merkezi Afrika Devletleri Ekonomik Birliği"ni içine alır (ECCAS).Merkezi Afrika Konfederasyonu, ayrıca Rodezya ve Nyasaland Federasyonu olarak da adlandırılır ki Malavi, Zambiya ve Zimbabve'den oluşmaktadır. Benzer şekilde, Angalikan "Merkezi Afrika Bölge Kilisei" Botsvana, Malawi, Zambia ve Zimbabwe'de piskoposluk ruhani dairesini içerir. Bu devletler tipik olarak şimdi Güney Afrika veya Doğu Afrika'nın bir parçası olarak dikkate alınır.

Pepuza

Pepuza, Anadolu'nun Frigya bölgesinde antik bir şehir.

Montanism'in merkezi olarak kabul edilir. Epiphanios, şehrin yaklaşık olarak 377 yılında tektanrıcıların saldırılarıyla yıkıldığını bildirir. Fakat şehrin tamamen ortadan kalkmadığı Hierokles'in buradan bir piskoposluk olarak bahsetmesinden anlaşılır.

Radet ve Ramsay, 6. yüzyılda şehrin Iustinianupolis adını aldığını ileri sürerler. Hierokles göre ise şehir Büyük Menderes Nehri'nin sağ kolu olan Antik dönemde Glaukos denilen Küfu Çayı'nın aşağısında yer alıyordu. Ancak bu bilgiler kesin olmadığı gibi şehrin tam yeri hala bilinmemektedir.

Heidelberg Üniversitesi'nden Peter Lampe ile Tulsa'dan William Tabbernee, Uşak ili Karahallı ilçesi Karayakuplu köyü yakınlarında bulunan antik yerleşkenin Pepuza olduğunu tanımlamışlardır.

Piskopos

Piskopos, bazı Hristiyan kiliselerinde, birkaç cemaatten oluşan bir bölgenin başpapazı olan, fetva verme yetkisine sahip üst kademeden din adamı.

Roma başpiskoposu Papa olarak adlandırılır ve Katolik Kilisesi'ndeki en yüksek makamın sahibidir. İngiltere'deki Canterbury başpiskoposu Anglikan toplumunun sembolik lideridir.

Pompeiopolis

Pompeiopolis (Yunanca: Πομπηιούπολις), Antik Paflagonya bölgesinde yer alan bugün Kastamonu'nun Taşköprü bölgesine düşen antik bir kenttir. Şehir Pompey tarafından kurulmuştur.

Porvoo

Porvoo (İsveççe: Borgå), Finlandiya'nın Uusimaa bölgesinde bulunan bir şehirdir. Şehir, başkent Helsinki'nin 50 km doğusunda Finlandiya Körfezi'nin kıyısında yer almaktadır. Yüzölçümü 664.53 km² olan şehrin nüfusu 31 Ağustos 2017 tarihi itibari ile 50,203'tür.Porvoo, adını kasabadan akan Porvoonjoki Nehri'nin yanında bulunan büyük bir İsveç kalesinden almaktadır (İsveççede Borgå, borg kale ve å nehir anlamına gelmektedir). Porvoo, Finlandiya'daki altı Orta Çağ kentinden biri olup adı ilk olarak 14. yüzyıl metinlerinde geçmektedir. Porvoo, İsveççe konuşan Porvoo Piskoposluk Bölgesi'nin makamıdır.

Sankt Pölten

Sankt Pölten (Almanca telaffuz: [zaŋkt ˈpœltn̩]), Avusturya'da şehirdir. 1986 yılından bu yana Aşağı Avusturya eyâletinin başkentidir. Yaklaşık 49,300 nüfusa sahip kent Alplerin ön bölgesinde Traisen akarsuyu boyunca uzanır. Kent aynı zamanda bir Katolik piskoposluğunun merkezidir. Kimya, kâğıt, mobilya, makine ve tekstil üretimiyle önemli bir sanayi bölgesidir. Şehir birçok meslek yüksek okuluyla bölgenin eğitim alanında önde gelen merkezidir. 8. yüzyılda kurulmuş olan kent 1159'da kent statüsü kazanmıştır. 13. yüzyılda genişleyen kente bir de kale yapılmıştır. 1785 yılından beri bir piskoposluk merkezidir. 20. yüzyılda çevre ilçelerin kendisine bağlanmasıyla genişleyen kentte yapımına 11. yüzyılda başlanan ve 18. yüzyılda barok tarzda tadil edilmiş olan katedral, yine barok tarzda inşa edilmiş olan belediye meclis binası, 18. yüzyılda yapılan Veba Sütunu, barok piskoposluk sarayı ve birçok kent evi görülmeye değerdir.

Stavanger

Stavanger, Norveç'in güneybatı kesimindeki Rogaland ilinin (flyke) merkezi kent ve liman. Norveç Denizi ile Ganda Fiyordu arasındaki bir yarımadanın doğu kıyısında yer alır. Norveç'in 4. büyük şehridir. Nüfusu 117.157'dir (1 Mart 2007 itibarıyla).

8. yüzyılda kurulan kent, 12. yüzyılda St. Swithin Katedrali inşa edilince piskoposluk bölgesinin merkezi oldu. 1425'te bir ticaret kasabası olarak berat aldı. Reform hareketinden sonra, piskoposluk merkezi Kristiansand'a taşındıysa da (1682) 1925'te Stavanger'de Lutherci bir piskoposluk merkezi kuruldu.

Norveçin petrol merkezi olarak bilinir. Kentteki petrol arıtma tesislerinde, Kuzey Denizinde çıkarılan petrol işlenir. Stavanger petrol ve gaz sanayisiyle ilgili çalışmalarda önemli bir hizmet merkezi durumuan gelmiştir.

Sahip olduğu liman, ülkenin büyük limanlarının Britanya'ya en yakın olanıdır.

Limanın yakınında tarihi bir konserveleme müzesi bulunmaktadır. Bu müze, eskiden dünyanın her köşesine sardalya konservesi üreten bir fabrika olmasından dolayı önem taşır. Ayrıca Stavanger'de NATO'ya ait bir Müşterek Harp Merkezi bulunmaktadır. Stavanger, Liverpool'la beraber 2008 Avrupa Kültür Başkenti'dir

Thiatira

Thiatira (Yunanca: Θυάτειρα, Latince: Thyatira), günümüzde Manisa'nın Akhisar ilçesi sınırları içerisinde kalan Antik Yunan kenti. Kent, Aziz Pavlus tarafından Batı Anadolu'da kurulan Hristiyanlığın ilk yedi kilisesinden biridir. Thiatira kentine ait kalıntıların bir bölümü bugün Akhisar kent merkezinde bulunan Tepe Mezarı mevkinde görülebilmektedir.

Tivoli

Tivoli (Latince: Tibur), İtalya'nın orta kesiminde, Lazio (Latium) yönetim bölgesinde, Roma ilinde kent ve piskoposluk bölgesi.

Tlos

Tlos. Likya'nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Tlos Antik Kenti, Fethiye İlçesi’nin yaklaşık 42 km doğusundaki Yaka Köyü sınırları içerisinde kalmaktadır. Bölgenin en yüksek dağları olan Akdağlar'ın (Kragos) sarp batı yamaçlarında başlayan antik yerleşim, Eşen Nehri'nin getirdiği alüvyonlarla oluşmuş vadi düzlüğüne kadar ulaşır. Ayrıca güneydeki Saklıkent Kanyonu ile kuzey yönde bulunan Kemer Beldesi antik kentin egemenlik sınırlarını çizer. Savunmaya elverişli dağlık arazi yapısı ve Eşen Ovasına hakim konumuyla öne çıkan kentin antik komşuları arasında kuzeyde Araxa, kuzeydoğuda Oinoanda, kuzeybatıda Kadyanda, güneyde Xanthos, güneybatıda Pınara ve batıda Telmessos şehirleri yer almaktadır. Böylece Tlos yerleşiminin başka hiçbir Likya kentinde olmadığı kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılır ki, bundan dolayı Hitit kaynaklarında Tlos için “şehir” yerine “ülke” ifadesi kullanılmıştır. Gerçi Tlos Antik Kenti için kullanılan ülke ifadesi şaşırtıcı gözükmektedir. Ancak ele geçen yazıtlardan antik kentin çok sayıda semt ve mahallelerden oluştuğu, çevresinde ise merkeze bağlı pek çok köy yerleşiminin bulunduğu bilinmektedir.

Eski Yunan mitoslarına göre her antik kentin bir kuruluş efsanesi ve bir de kurucu kahramanı vardır. Tlos'un kuruluş efsanesi de Hellen mitoslarına dayandırılmış ve Tlos kent adının Tremilus ile Praksidike’nin dört oğlundan biri olan “Tloos”dan geldiğine inanılmıştır. Hatta Pinaros, Xanthos ve Kragos’un onun kardeşleri olduğu kabul edilmiştir. Bahsi geçen mitolojik aktarımların en erkeni, MÖ 5. yüzyıla tarihlenen tarihçi Herodotos’un çağdaşı ve ayrıca Homeros ekolünden geldiği bilinen Halikarnasos’lu Panyasis’e aittir. Benzer bir inanışın uzun yıllar boyunca kabul gördüğünü gösteren diğer bir antik kaynak ise, MS 6. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Byzantion’lu Stephanos’dur. Stephanos Byzantinos yazdığı “Ethnika” isimli coğrafi kitapta Panyasis’in aktarımlarını aynen kopyalamıştır.

Homeros zamanından itibaren bilinen tüm antik kaynaklarda Likya halkının Hellen kökenli olduğu vurgulanmıştır. Bundan dolayı, özellikle batı ve güney Anadolu kıyılarında filizlenen gelişmiş kültürlerin yaratıcılarının, MÖ 12. yüzyıl öncesinde Dor istilasından kaçan ve Anadolu’ya sığınan Akha Hellenleri olduğu kabul edilmektedir. Ve hatta Troya savaşı ardından ülkesine dönmeyen bazı Akha ordularının da bu bölgelere yerleştiğine inanılmaktadır. Ancak bu inanışın gerçeği ne kadar yansıttığı tartışma konusudur. Çünkü Homeros, İlyada destanında tüm Anadolu halklarının birleşerek Troya önlerinde Akha birliğine karşı savaştığını etraflıca anlatmıştır. Anadolu halklarının dış güçlere karşı oluşturduğu bu birliktelik Troya savaşları öncesinden de bilinmektedir. Örneğin Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında, tüm Anadolu halkları bir araya gelerek Hitit’lerin yanında savaşmıştır. Bu birliktelik, daha sonra II. Hattuşili zamanında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’nda da kendini gösterir. Dolayısıyla Homeros ve onu izleyen tüm antik kaynak aktarımlarında Anadolu halklarının hellenleştirilme ideolojisi politik bir olgudan öteye gidemez nitelikte gözükmektedir. Çünkü bu ideoloji ilk kez Homeros aktarımlarında vardır ve MÖ 8. yüzyıldan önce bu teori ile ilgili hiçbir yazılı belge bulunmamaktadır. Anadolu ve Mısır’dan bilinen yazılı belgeler ise, mevcut inanışın tam tersi bir bilimsel gerçeğe işaret etmekterdir.

Likyalıların daha ege göçleri öncesinde bu topraklardaki varlığı bugün epigrafik ve arkeolojik buluntularla belgelenmiştir. Örneğin bölgenin coğrafi olarak tanımlanmasında kullanılan Lukka/ Lukki ifadeleri hem Hitit hem de Mısır metinlerinden, MÖ 15. yüzyıldan itibaren bilinmektedir. Gelidonya Burnu ve Uluburun batıkları ise dönemin arkeolojik kalıntılarını oluşturur. Benzer Bronz Çağ buluntularına son yıllarda kıyı Likya şehirlerinde de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla Likyalıların Hellen soylu olduğu ve isimlerini Atina kralı Pandion’un oğlu Lykos’dan aldığı mitos inancı gerçeği yansıtmamaktadır. Doğrusu, Lykia ifadesinin yunancalaştırılmış bir kelime olduğudur. Diğer yandan Likyalılar kendilerini Trmmili, ülkelerini ise Trmmise olarak tanımlamışlardır. Homeros’un Likyalılar için kullandığı Termilai ifadesi Trmmili ile özdeştir. Trmmili ya da Termilai kelimelerinin bugünkü Dirmil/ Altınyayla yerleşimi ile aynı olduğu, Claudius Dönemi’nde dikilen Patara Yol Klavuz Anıtı üzerindeki Trimili ifadesiyle kesinlik kazanmıştır. Bununla da Herodotos’un Trmmili halkının Girit adasından geldiği aktarımının gerçeği yansıtmadığı anlaşılır. Eğer Likya halkı bölgeye başka bir yerden göç ederek gelmiş ise, onların anavatanı Eşen Irmağı’nın doğduğu ve bereketli toprakların bulunduğu bugünkü Dirmil ve yakın çevresi olmalıydı.

Tlos isminin de Hellenler’le hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Tlos kent adı Likçe bir ifade olan “Tlawa” kelimesinden türetilmiştir. Tlawa ismi ise, MÖ 15. yüzyıldan itibaren Hitit metinlerinde pek çok kez karşılaştığımız Lukka toprakları içerisindeki “Dalawa” yerleşimi ile özdeştir. Dalawa isminin geçtiği Hitit kaynakları arasında Konya-Yalburt’da bulunan ve üzerinde büyük Hitit kralı IV. Tuthaliya'nın (MÖ 1250-1220) Lukka seferinin anlatıldığı açık hava tapınağı ortostatları büyük önem taşımaktadır. Söz konusu ortostatlardan 14. ve 15. bloklar üzerinde: “Dalawa Ülkesi’ne indim. Dalawa Ülkesi’nin kadınları ve çocukları önümde eğildiler”, ifadesi okunmaktadır. Yalburt hieroglif yazıtlarından tüm Likya Bölgesinin Büyük Hitit Krallığı Dönemi’ndeki varlığı ve Hititlerle olan yakın ilişkisi açıkça görülebilmektedir.

Yazılı belgelerde vurgulanan Tlos’daki Hitit Dönemi yerleşimi bugün antik kentte ele geçen arkeolojik buluntularla da desteklenmektedir. Özellikle Geç Bronz Çağ’a tarihlenen buluntular arasında taş balta ve el aletleri ile farklı formlar gösteren bronz baltalar, hançer ve ok ucları örnek gösterilebilir. Ancak bu bölgede yaşayan ilk insanların geçmişi hem Tlos kazılarında ele geçen arkeolojik kalıntılar hem de Tlos teritoryumunda yer alan Arsa ve Girmeler mağara/ höyük buluntuları ışığında Hititler zamanından çok daha öncesine geri gitmektedir. Özellikle 2009-2010 yıllları araştırmaları esnasında Tlos’da gün ışığına çıkartılan taş baltalar ve çakmak taşı el aletleri ile Girmeler Mağarası önündeki höyük kalıntısında tespit edilen buluntular arasında büyük benzerlik bulunmaktadır. Girmeler Mağarası önündeki buluntular içerisinde Hacılar ve Kuruçay seramikleriyle yakın benzerlik gösteren çömlek parçaları da yer almaktadır. Benzer seramikler Arsa Köyü sınırları içerisinde yer alan Tavabaşı Mevkii mağaralarında da tespit edilmiştir. Bahsi geçen tüm arkeolojik buluntular yapılan stilistik ve tipolojik incelemeler doğrultusunda Geç Neolitik Dönem’e kadar tarihlenebilmektedir. Ayrıca Tavabaşı Mevkii mağaralarının dış yüzeylerinde bulunan farklı ikonografideki kaya resimleri de benzer örnekler ışığında yine aynı döneme verilmektedir. Dolayısıyla Batı Likya Bölgesi’nin Eşen Nehri havzasında Neolitik Dönem’den itibaren kullanılan diğer mağara veya höyük yerleşimlerinin bulunması muhtemeldir. Diğer yandan Elmalı Ovası ve Doğu uzantısında bulunan Hacılar, Kuruçay, Bademağacı ve Höyücek gibi Neolitik Dönem yerleşim buluntuları ile yapılan karşılaştırmalarda her iki bölge arasında yoğun ticari ilişkilerin bulunduğu da anlaşılmıştır. Böylece Orta Anadolu Neolitiği’nin Batı Anadolu kıyılarına kadar olan uzantısı ilk kez arkeolojik verilerle belgelenmiştir.

Tlos ve yakın çevresinde Neolitik Dönem ile başlayıp Demirçağ’a kadar kesintisiz devam eden yerleşim izleri tespit edilmesine rağmen, Demirçağ başlangıcından MÖ 540 yıllarındaki Pers istilasına kadar geçen süreye ait pek fazla arkeolojik buluntu ele geçmemiştir. Sadece MÖ 2. binyılı sonlarına tarihlenen ve gri seramik olarak da adlandırılan küçük çömlek parçaları ile az sayıda Geometrik Dönem seramikler ancak günümüze ulaşabilmiştir. Söz konusu döneme ait buluntular uzun yıllardır kazıları devam eden diğer Likya kentlerinden bilinmektedir. Tlos Kazıları oldukça yenidir ve dolayısıyla zaman içerisinde bahsi geçen döneme ait yeni arkeolojik veriler beklenmektedir.

Başlangıçtan itibaren tüm Likya kentleri arasında ethnos-polis düşüncesine dayanan askeri (symmachia-epimachia), politik (sympoliteia) ve dini (amphiktionia) bir birliktelik bulunmaktaydı. Söz konusu birlikteliğin başlangıcı, MÖ 15. yüzyılda oluşturulan Batı Anadolu’daki Assuwa/Arzawa konfederasyonuna tüm Likya kentlerinin “Luggalılar” kimliği altında katılımında hissedilir. Benzer bir birlik oluşumu Hitit Kralı II. Muwattali ile Mısır Firavunu II. Ramses önderliklerinde gerçekleşen Hitit-Mısır savaşı esnasında “Lukka Ülkesi” adıyla Hitit’lerin yanında yer almalarında da gözlemlenir. Lukka kimliği altında Mısır’a ve Kıbrıs’a saldırmaları da yine bu birlik oluşumunun somut bir göstergesidir. Bunlardan başka, Troya savaşları esnasında Akha Hellenleri’ne karşı kral Sarpedon önderliğinde Lukka ordularının da ön saflarda yer almaları, söz konusu birlik oluşumunun MÖ 2. binde ne kadar kuvvetli olduğunun önemli diğer bir ifadesidir. Likya halkının bu organize görünümü sadece MÖ 2. binli yıllarla sınırlı kalmamış, Demir Çağ’dan itibaren de pek çok benzer örnek olduğu bilinmektedir. Herodotos’un Likyalılar ile ilgili aktarımlarında benzer bir düşünce özellikle vurgulanmıştır. MÖ 452-445 yılları arasındaki Atik Delos Birliği listelerinde “Likyalı” kavramının kullanılması, Pers veya Yunan egemenliğine karşı Likya şehirlerinin ortak savunma yapma planları yine bu birliktelik düşüncesinin somut göstergeleri olarak kabul edilebilir. MÖ 2. yüzyıl ilk yarısındaki Likya Birliği kuruluşu öncesi basılan beylik dönemi sikkelerin üzerinde kullanılan ortak semboller de yine birlikteliğe işaret etmektedir. Likyalıların erken dönemlerde kendi aralarında oluşturdukları birlik yapısı, MÖ 168/67 yıllarında kurumsallaştırılıp resmileştirilmiş ve böylece, özünde Likya kentlerinin ve vatandaşlarının demokratik bir anayasa çerçevesinde oylama esaslı, seçimle yönetilmelerine dayanan Likya Birliği kurulmuştur.

Her ne kadar Likya kentleri arasında sürekli ortak bir birliktelik gözlemlense de, MÖ 540 yıllarında Harpagos önderliğinde Pers ordularının Likya’yı istila etmesiyle bağımsızlık yitirilir ve Beylikler Dönemi sonuna kadar tüm Likya Bölgesi Pers egemenliği altında kalır. MÖ 360 yıllarında Perikle’nin Perslere karşı başlattığı bağımsızlık savaşının başarısızlıkla sonuçlanması ardından Likya kısa bir süreliğine Karya Bölgesi’ne bağlanır. MÖ 334/33’te Büyük İskender Likya’ya egemen olmuştur. İskender’in ölümünün ardından egemenlik sırasıyla Antigonoslar, Ptolemaioslar, Seleukoslar ve Rodos arasında sürekli el değiştirmiştir. Likya’nın bu karmaşık dönemi, MÖ 168/67 yıllarında Roma Senatosu tarafından Likya’nın bağımsızlığının tanınması ve Likya Birliği’nin resmileştirilmesiyle son bulur.

Tlos Antik Kenti Xanthos, Patara, Pinara, Olympos ve Myra gibi birliğin üç oy hakkına sahip en büyük altı şehrinden biri kabul edilmiştir. MS 43 yılında Roma İmparatoru Claudius Likya Bölgesi’ni bir Roma eyaletine dönüştürür. Bu dönemde de Tlos birlik içindeki önemini korumuş ve Metropolis unvanını taşımaya devam etmiştir. Bu önemden kaynaklanmış olsa gerek ki, Patara’da dikilen Yol Klavuz Anıtı’nda vurgulandığı gibi, Likya yol ağı yedi farklı yönden Tlos’a bağlanmış ve güneyde Xanthos’tan, güneybatıda Pinara’dan, batıda Telmessos’tan, kuzeybatıda Kadyanda’dan, kuzeyde Araxa’dan, kuzeydoğuda Oinoanda’dan ve doğuda Choma’dan gelen ticari yollar Tlos’da kesişmiştir. Bu güzergahların pek çoğunun günümüzde kullanıldığı da bilinmektedir. Hristiyanlık Dönemi’nde Tlos, Likya’nın önemli piskoposluk merkezlerindendir. Bu dinsel önemin MS 12. yüzyıla kadar devam ettiği arkeolojik verilerle belgelenmiştir. Tlos, Likya sınırları içerisindeki önemini Osmanlı Dönemi’nde de hissettirir. Bölgeye en son 19. yüzyılda gelen ve “Kanlı Ali Ağa” olarak ünlenen Osmanlı Derebeyi, Tlos Akropolünün zirvesine antik dönem kalıntılarını da kullanarak şatosunu inşa etmiştir. Bugünkü modern Yaka Köyü antik Tlos yerleşiminin üzerine kurulmuştur. Günümüzde kral mezarlarında yapılan kazılarda eski kralların iskeletleri bulunmuştur.

Uppsala

Uppsala (Eski yazılışı: Upsala) İsveç'in güneydoğu kuşağında bulunan bir kenttir. Kent Uppsala ilinin başkenti olup, 128,409'luk nüfusla İsveç'in Stokholm, Göteborg ve Malmö'den sonra en büyük dördüncü kentidir.Kent, başkent Stokholm'ün 70 km kuzeyinde kurulu olup 1164 yılından beri İsveç'in piskoposluk merkezidir. 1477 yılında kurulan Uppsala Üniversitesi, hem ülkenin, hem de İskandinavya'nın en eski yüksek öğretim kurumu olma özelliği taşımaktadır.

Växjö

Växjö, (Okunuş: [vɛkːɧøː]) İsveç'in güney kuşağında bulunan bir kenttir. Şehir, Göller Yöresi'nin güneyinde, güneydeki Baltık kıyılarının arka topraklarında ormanlık bir arazi üzerine kuruludur. Växjö Piskoposluk Bölgesi'ne ev sahipliği yapan kent ayrıca kendi adıyla aynı adla bir üniversite barındırır. Şehir, Kronoberg ilinin de yönetim merkezidir.

İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi

İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi (Grekçe: Οἰκουμενικὸν Πατριαρχεῖον Κωνσταντινουπόλεως, Oikoumenikòn Patriarcheîon Konstantinoupóleos, Modern Yunanca telaffuz: [ikumenikˈon patriarˈxion konstantinuˈpoleos]; Fener Rum Patrikhanesi, Konstantinopolis Ekümenik Patrikhanesi ya da Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ortodoks Hristiyanlığı temsil eden Doğu Ortodoks Kilisesi'ni oluşturan 14 otosefal kiliseden biri. Günümüzde Konstantinopolis-Yeni Roma Başepiskoposu ve Ekümenik Patriği I. Bartholomeos tarafından yönetilmektedir.

Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkentinde bulunması ve bugünkü Ortodoks kiliselerinin çoğunun ana kilisesi olması nedeniyle Ortodokslukta özel bir yeri vardır. Ekümenik Patrik diğer Doğu Ortodoks episkoposları arasında "Primus inter pares" (eşitlerin birincisi) unvanını taşır ve Papa'nın aksine tamamıyla özerk olan otosefal kiliselere müdahale etmez. Buna rağmen dünyadaki yaklaşık 300 milyon Ortodoks Hristiyan'ın temsilcisi ve dini lideri olarak görülür.

Diğer diller

This page is based on a Wikipedia article written by authors (here).
Text is available under the CC BY-SA 3.0 license; additional terms may apply.
Images, videos and audio are available under their respective licenses.