Hertz

Hertz (sembol Hz), frekans (sıklık) birimidir. İsmini Alman fizikçi Heinrich Rudolf Hertz'den alır.

Tanım

Hertz ; saniye başına düşen devir sayısını ifade eder. 1 Hertz saniyede bir devir veya 1 MHz saniye başına bir milyon (1,000,000/s) devir şeklinde tanımlanır.

1 Hz = 1 s-1

Bu birim herhangi bir periyodik olaya uyarlanabilir. Mesela; bir insan kalbi 1.2 Hz ile atıyor denebilir. Elektromanyetik dalgaların salınımları, bilgisayar parçaları arasındaki veri akımı ile RAM ve işlemci gibi parçaların hızları MHz (106 Hz) veya GHz (109 Hz) olarak ifade edilir.

Katı Adı Sembol Katı Adı Sembol
100 hertz Hz      
101 dekahertz daHz 10–1 desihertz dHz
102 hektohertz hHz 10–2 santihertz cHz
103 kilohertz kHz 10–3 milihertz mHz
106 megahertz MHz 10–6 mikrohertz µHz
109 gigahertz GHz 10–9 nanohertz nHz
1012 terahertz THz 10–12 pikohertz pHz
1015 petahertz PHz 10–15 femtohertz fHz
1018 egzahertz EHz 10–18 attohertz aHz
1021 zettahertz ZHz 10–21 zeptohertz zHz
1024 yottahertz YHz 10–24 yoktohertz yHz
Alfred Kastler

Alfred Kastler (3 Mayıs, 1902 – 7 Ocak, 1984), Almanya doğumlu Fransız fizikçi. 1966 yılında Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

1902 yılında Guebwiller, Haut-Rhin'de doğdu ve 1984'te öldü. Fransız asıllı fizkçi, 1921'de École normale supérieure'e girdi. Colmar Lisesi'nde, daha sonra Bordeaux Fen Fakültesi'nde (1931) öğretmenlik yaptı.

1941'de École normale'in fizik laboratuvarına döndü. Orada genç araştırmacıları topladı ve yetiştirdi. Paris Fen Fakültesi'nde profesör, Optik Enstitüsü Konseyi Başkanı, Bilimsel Araştırmalar Milli Merkezi Yönetim Kurulu üyesi oldu. 1958'den sonra atom saati laboratuvarını yönetti.

Kastler, bilimsel çalışmalarını, ışık tayf çekimi usulleriyle Hertz dalgalarla tayf çekimi usullerini birleştirerek yeni gelişmeler getirdiği fiziksel optik olayların incelenmesine ayırdı.

Kastler ayrıca kuvanta elektroniğinin ustalarındandır. Özellikle 1950'de yardımcısı Jean Brossel ile ortaya koyduğu bir atom içindeki elektron topluluğunun evirtimini gerçekleştiren bir usulle tanınır; "Optik Pompalama" adıyla bilinen bu usul, cisimlerin fiziksel özelliklerinin incelenmesi için düşünülmüş, sonradan maser amplifikatörleri ve lazer ışını yayıcılarında çok önemli bir uygulama alanı bulmuştur. Ayrıca hassas magnetometrelerde ve atom saatlerinde de faydalanılır. Kastler ayrıca G. Bruhat ın "Fizik Üstüne İnceleme" adlı kitabındaki optiğe ayrılmış kısmı yeniden gözden geçirdi ve hataları düzeltti.

Anten (elektronik)

Anten, Elektronikte, boşlukta yayılan elektromanyetik dalgaları toplayarak bu dalgaların iletim hatları içerisinde yayılmasını sağlayan (alıcı anten) veya iletim hatlarından gelen sinyalleri boşluğa dalga olarak yayan (verici anten) cihazlardır.

Antenler dalga boylarına göre boyutlanıp şekillenir ve genellikle dalga boylarına göre adlandırılırlar. GSM,wireless,radyo ve tv yayınları, kablosuz anons sistemleri, telsizler, radarlar, bluetooth cihazları gibi uzun ya da kısa mesafe erişimli tüm sistemler birer anten sistemine sahiptir.

Fiziki olarak anten, bir ya da birkaç kondüktörden oluşan düzenektir. Üzerine uygulanan enerjiyi elektromanyetik alan enerjisi olarak ortama yayan anten aynı zamanda bunun tam tersi biçimdede çalışır.

İlk anten örneklerinin Heinrich Hertz tarafından 1888 yılında James Clerk Maxwell'in teorisini olan elektromanyetik dalgaların varlığını kanılamak amacıyla yapıldığı bilinmektedir. Hertz ilgili çalışma ve çizimlerini Annalen der Physik und Chemie (vol. 36, 1889) eserinde yayınlamıştır.

Antenler Omni-directional yani her yöne ve Directional yani belirli bir yöne doğru alma ya da gönderme yapan antenler olarak ana gruplara ayrılırlar. Çeşitli amaçlara göre yön, kazanç ve ebat gibi konular dikkate alınarak en uygun anten sistemi kullanılır. Antenlerin boyları kilometrelerden milimetrelere kadar geniş bir yelpazeye sahiptir.

Terminoloji

Anten kelimesinin kökeni kablosuz cihazların İtalyan radyo öncüsü Guglielmo Marconi'ne dayandırılmasına.bağlıdır. 1895 yılının yazında Marconi, Bologna yakınındaki babasının malikanesinde açık havada kablosuz sistemini test etmeye başlamıştır. Hemen ardından, deneyi uzun tel antenler ile birlikte yapmaya başlamıştır. Marconi, antenin, yerin üzerinde yükseldiğini keşfetmiştir. Vericinin diğer tarafının yere bağlandığını ve iletim aralığının yükseldiğini gözlemlemiştir.Çok geçmeden; oluşan sinyallerin tepenin üzerine geçişini başardı, bu mesafe yaklaşık olarak 2.4 kilometreydi. O zamana kadar , kablosuz verici ve alıcı elementler, antenler veya terminaller olarak biliniyordu.

Marconi'nin şöhretinden dolayı, onun anten kelimesinin kullanımı, araştırmacılar daha sonra halk arasında yayıldı.

Bant genişliği

Bant genişliği, bir iletim ortamının ya da haberleşme kanalının kapasitesini ifade etmek için kullanılır. Başka bir deyişle bir kanal üzerinde taşınabilecek en fazla frekansa sahip sinyal, kanalın band genişliğidir. Bant genişliği ne kadar büyükse, belli bir süre içinde aktarılabilecek verinin hacmi de o kadar büyük olur.

Bilgisayar bilimlerinde; bant genişliği veya dijital bant genişliği kullanılan veya kullanılabilen veri iletişim kaynaklarındaki veri oranının bit/saniye cinsinden ölçülmesine

denir.

Haberleşme kanalının kapasitesi, analog sinyal kullanılıyorsa Hertz(Hz), sayısal sinyal kullanılıyorsa bps (bit per second) ile ifade edilir.

Ayrıca veri aktarımı, dijital haberleşme ve kablosuz haberleşme, elektronik vs. kitaplarında bant genişliği anolog sinyalin hertz cinsinden ölçümüne de denir. Bazı bilgisayar ağı uzmanları karışıklıkları önlemek için bit/saniye deki veri genişliği yerine bitrate, kanal

kapasitesi,debi gibi daha yüzeysel terimler seçerler.

Bant genişliği temelde salt teknik bir konu değildir; iletişim altyapısının niteliğini belirler, dolayısıyla politik ve ekonomik önem de taşır. İnternetin yaygınlaşmasıyla küçük çaplı devletlerin yayıncıların problemlerinden bir tanesi haline gelmektedir.

Duyma kaybı

Duyma kaybı, işitme kaybı veya sağırlık, sesleri algılama yetisindeki tam ya da kısmî bir azalmayı ifade eder. Birçok biyolojik ve çevresel etmene bağlı olarak gelişen duyma kaybı, ses algılama yetisine sahip bütün canlılarda ortaya çıkabilir.

Seslerin frekansını belirtmek için Hertz birimi kullanılır. Kusursuz bir insan kulağı 20-20.000 Hz arasındaki sesleri işitir. Örneğin insan sesinin frekansı 500–5000 Hz arasındadır.Seslerin şiddeti ise desibel ile belirtilir. 80 dB üserindeki seslere uzun süre maruz kalmak işitme kaybına neden olabilir. 130 dB ve üzerindeki sesler kulaklarda fiziksel hasara neden olabilir. 80 dB'ye örnek olarak iş makinalarının çıkardığı gürültü, 130 dB'ye örnek olarak jet uçağı motoru örnek verilebilir.

Ernest Rutherford

Ernest Rutherford (30 Ağustos 1871 - 19 Ekim 1937), Yeni Zelandalı-İngiliz deneysel fizikçi. 1908 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi.

Yeni Zelanda'ya göç etmiş İskoçya'lı bir ailenin 12 çocuğundan dördüncüsüydü. Babası tekerlek yapımcısıydı. Liseyi burslu olarak okudu. Yine burslu olarak devam ettiği Christchurch'teki Canterbury College'tan 1892'de lisans, ertesi yılda üstün başarıyla yüksek lisans derecelerini aldı. Bir yıl daha okulda kalarak demirin yüksek frekanslı manyetik alanlardaki mıknatıslanma özellikleri üzerinde araştırmalar yaptı. Hertz'in yalnızca birkaç yıl önce bulmuş olduğu elektromanyetik dalgaları sezebilen bir dedektör yapmayı başardı.

1895' te İngiltere'ye giden Rutherford, Cambridge Universitesi'ndeki Cavendish Laboratuvarı'nda J.J. Thomson'ın yanında çalışmaya başladı. Burada elektromanyetizma üzerindeki deneylerini sürdürdü ve Hertz dalgalarını 3 km uzaklıktan gönderip almayı başardı. Aralık 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen'in X Işını'nı bulduğunu açıklamasının ardından, J.J. Thomson ve Rutherford bu konuda çalışmaya başladılar ve X Işını'nın gazlar içinden geçerken çok sayıda artı ve eksi elektrik yüklü parçacık ortaya çıkmasına, yani iyonlaşmaya yol açtığını, bu parçacıkları yeniden birleştirerek nötr atomlar oluşturduğunu buldular. Rutherford ayrıca bu iyonların hızını ve birbirleriyle birleşerek yeniden gaz molekülleri oluşturma süresini belirlemeye yönelik bir yöntem geliştirdi. İyonlaşma gücü yüksek olan ama kolaylıkla soğurulabilen ışın türünü alfa ışınları, daha az iyonlaşmaya yol açan, ama girim gücü daha yüksek olan ışınları da beta ışınları olarak adlandırdı.

19. yüzyılın sonuna gelinirken pek çok bilim adamı artık fizikte gerçekleştirilecek bir yenilik kalmadığı kanısındaydı. Ama Rutherford üç yıl gibi kısa bir süre içinde tümüyle yeni bir fizik dalı ortaya çıkardı: Radyoaktiflik. Radyoaktifliğin bir elementin atomlarının başka bir elementin atomlarına kendiliğinden dönüşme süreci olduğu sonucuna vardı. Maddenin değişmezliği kavramına sıkı sıkıya bağlı birçok bilim adamı bu görüşe karşı çıkacak, ama Rutherford'un görüşlerinin doğruluğu kısa sürede anlaşılacaktı.

Bu büyük başarı üzerine Rutherford 1903'te Royal Society üyeliğine seçildi. Ertesi yıl aynı kurumun üstün başarılı bilim adamlarına verdiği özel bir ödül olan Rumford Madalyası ile ödüllendirildi. Alfa ışınlarının elektrik ve magnetik alanlarda sapmaya uğradığını 1903'te belirleyen Rutherford, sapmanın yönünü inceleyerek, bu ışınların artı elektrik yüklü parçacıklardan oluştuğu sonucuna vardı. Ayrıca bu parçacıkların hızını ve elektrik yükü/kütle oranını ölçmeyi başardı.

Rutherford'un 1911'de geliştirdiği "Atom Modeli" onun bilime en büyük katkısıdır. Alfa parçacıklarının ince metal levhalardan geçişini inceleyen Rutherford, alfa parçacığı artı yüklü olduğundan, levhadan geçişi sırasında metal atomlarındaki artı yüklerin banal etkisiyle sapmaya uğrayacağını, ama parçacığın kütlesi çok büyük olduğu için, bu sapmaların çok küçük olacağını düşünüyordu. Yapılan deneylerde alfa parçacıklarının gerçekten de genel olarak çok küçük sapmalar gösterdiği(%90 oranında), ama arada büyük açılarla sapan parçacıklarında bulunduğu, hatta bazen bir parçacığın hareket yönünü değiştirip geriye döndüğü gözlendi. Böylesine büyük kütleli alfa parçacığını bu kadar saptırabilmesi için atomdaki bütün artı yüklerin ve kütlenin çok küçük bir hacme yoğunlaşmış olması gerekiyordu.Buna dayanarak atomun boşluklu bir yapıdan oluştuğunu keşfetti.Rutherford'un bu görüşten yola çıkarak oluşturduğu model Rutherford Atom Modeli ya da Çekirdekli Atom Modeli olarak adlandırılır.

1908'de Nobel Kimya Ödülü' nü alan, 1914'te kendisine Baron unvanı verilen Rutherford, 1922'de Royal Society'nin en büyük ödülü olan Copley Madalyası' ile ödüllendirilmiştir. 1925'te ise bu kurumun başkanlığına seçilmiştir.

Franck Hertz deneyi

Franck-Hertz deneyi tarihsel önemi olan bir fizik deneyidir. Kuantum mekaniğine öncülük eden Bohr-atom-modeli, bu deney tarafından doğrulanmıştır. Alman fizikçiler James Franck ve Gustav Ludwig Hertz, 1914 yılında atomların enerji seviyelerini deneysel olarak ölçtüler. Böylece, Niels Bohr tarafından geliştirilen, elektronların atom çekirdekleri etrafında kesintili enerji yörüngelerinde yer aldığı atom modeli Franck-Hertz deneyi tarafından deneysel olarak kanıtlanmış oldu. Franck ve Hertz bu başarılarında dolayı 1925 yılında Nobel fizik ödülünü kazandılar.

Diğer bir deyişle, atomların az veya çok şeklinde değil de kesintili miktarlada, lafın gelişi 1 kuanta ya da 2 kuanta şeklinde, enerji soğurabildikleri Franck-Hertz deneyi tarafından doğrulanmıştır.

Frekans

Frekans veya titreşim sayısı bir olayın birim zaman (genel olarak 1 saniye) içinde hangi sıklıkla, kaç defa tekrarlandığının ölçümüdür, matematiksel ifadeyle çarpmaya göre tersi ise periyot olarak adlandırılır.

Gustav Hertz

Gustav Ludwig Hertz (d. 22 Temmuz 1887, Hamburg - ö. 30 Ekim 1975, Berlin) Alman fizikçi.

Heinrich Hertz'in yeğenidir. Öğrenimini Göttingen, Münih, Berlin, Eindhoven (Hollanda) üniversitelerinde tamamladıktan sonra 1925'te Halle Üniversitesi'ne profesör olarak atandı ve 1928'de Berlin Fizik Enstitüsü'nün müdürlüğüne getirildi. 1945'te SSCB hesabına atom araştırmaları yaptı ve 1954'te Leipzig Üniversitesi'nde profesörlüğe atandı. İlk çalışmaları gazların yayınımını içerir. 1925'te atom fiziği konusundaki çalışmalarından ötürü James Franck ile birlikte Nobel Fizik Ödülü'nü aldı. Bu iki fizikçi, yoğunluğu azaltılmış bir gazın atomlarına hızlı elektronlar fırlatarak fluorışı olaylarının mekanizmasını aydınlattılar. İki meslektaş daha 1913'te kuvantum kuramına göre, atomdaki elektronların enerji düzeyi kavramını ortaya atmışlardı.

Heinrich Hertz

Heinrich Rudolf Hertz (22 Şubat 1857, Hamburg - 1 Ocak 1894, Bonn), Alman fizikçi.

Berlin Üniversitesi'nde Helmholtz ve Kirchoff'un yönetimi altında fizik çalıştı. 1885'te Karlsruhe Üniversitesi'nde Fizik Profesörü unvanını aldı. Orada, 1888'de kendisinin en önemli başarısı olan radyo dalgalarını keşfetti. 1889'da Bonn Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Rudolf Clausius'un yerine geçti. Katot ışınlarının belli metal filmlerden geçişini içeren deneyleri, katot ışınlarının parçacık olmaktan çok dalga tabiatlı oldukları sonucu doğurdu. Radyo dalgalarının keşfi, oluşumlarının gösterilmesi ve hızlarının tayini Hertz'in çok sayıdaki başarılarından bazılarıdır. Bir radyo dalgasının hızının ışık hızı ile aynı olduğunun bulunmasından sonra, Hertz, radyo dalgalarının ışık dalgaları gibi yansıma, kırılma ve girişim yapabildiklerini gösterdi. Kısa yaşamı boyunca bilime birçok katkı yaptı. Saniye başına titreşim olarak tanımlanan hertz, onun ismi ile anılmaktadır. Yapmış olduğu deneylerde laboratuvarlarının bir tarafındaki elektrik kıvılcımının yaymış olduğu manyetik dalganın bir tel halka tarafından hissedildiğini gözlemledi. Elektromanyetik ışımının başka bir türü olan radyo dalgalarının varlığını kanıtladı. Işığın toplanıp yansıtıldığı gibi radyo dalgalarının da aynı şekilde işlev gördüğünü gösterdi. Hertz'in yapmış olduğu çalışmalar, Maxwell'in daha önce ortaya attığı, elektromanyetik dalgaların elektrik dalgalarıyla aynı davranışları gösterdiği biçimdeki kuramını kanıtlamış oldu.

Hertz (şirket)

The Hertz Corporation dünya çapında 145 ülkede etkinlik gösteren Amerikan oto kiralama şirketidir. Hertz Global Holdings Inc'in yan kuruluşlarındandır. Merkezi Park Ridge, New Jersey'de bulunmaktadır. Kasım 2012 itibarıyla ABD'nin en büyük ikinci araç kiralama şirketi konumundadır.

James Franck

James Franck (d. 26 Ağustos 1882 - ö. 21 Mayıs 1964), Hamburg doğumlu, Alman fizikçi ve Nobel Fizik Ödülü kazanmış bilim adamı.

Oktav

Oktav, müzikte bir ses aralığıdır. Bir oktavın yüksek notasının ses dalgası frekansı (perdesi), aynı oktavın alçak notasının iki katıdır. Örneğin orta C üzerindeki A notasının uluslararası standart frekansı 440 hertz'dir.Bu A notasının üzerindeki oktav 880 hertz ile titreşirken, altındaki oktav 220 hertz ile titreşir.Birbirlerinden sadece bir oktav uzakta (ayrık) olan notaların akustik ilişkileri nedeniyle, yüksek A ile alçak A, perde haricinde, aynı özelliklere sahip notalardır. Çoğu müzik skalası bir oktavı kapsar; Batı müziğinin diyatonik skalalarında (majör, minör ve modal) oktav, sekiz notalık bir aralıktır. Sekiz notalık oktava hemen hemen tüm kültürlerde rastlanır.

Bir oktav ayrık notasıyla eşleştirilmiş nota grubuna "çift" denir. Oktav çiftleştirmesine enstrümantal müzikte sık sık rastlanır.

Süper düşük frekans

Süper düşük frekans (İngilizce: Super low frequency) SLF 30 hertz ile 300 hertz arası radyo frekanslarıdır. Dalga boyları 1.000 ila 10.000 kilometredir. Ses iletiminde kullanılırlar. AC (Alternatif Akım) dalgaları olan 50 ve 60 hertz'de bu kategoriye girer.

Günümüzde bilgisayarlar radyo kartları, düşük maliyeti ve küçük boyutları sebebiyle bu frekansta alım yapan radyo alıcıları ile donanmaya başladılar. Bir bataryadan veya antenden alımı yapılan sinyal, yazılımdaki hızlı fourirer dönüşümü (FFT) ile okunur ve ses dalgalarına dönüştürülür.

Ultra düşük frekans

Ultra düşük frekans (Ultra low frequency (ULF)) 300 hertz ile 3 kilohertz arasındaki elektromanyetik dalgaların frekans aralığı için kullanılan ITU tanımıdır. Manyetosfer bilimi ve sismolojide alternatif tanımları ile birlikte kullanılmaktadır.ULF frekans bandındaki dalgaların birçok tipi manyetosfer ve yerde gözlenebilir. Bu dalgalar Dünya'nın yakın plazma ortamında önemli fiziksel süreçleri temsil ederler. ULF dalgalarının hızı genellikle ortam manyetik alanı ve plazma kütle yoğunluğuna bağlıdır ve Alfvén hızı ile ilişkilidir.

Bu frekans aralığı dünyaya nüfuz edebildiğinden madenlerde iletişim için de kullanılmaktadır.

Ultrason

Ultrason veya yansılanım (İng, ultrasound), insan kulağının işitemeyeceği kadar yüksek frekanslı ses dalgalarına verilen addır,İngilizce Ultrasound sözcüğünden oluşturulmuş bir kelimedir,bu kelimde Yüksek ses anlamına gelir.

Ses bir enerji türüdür ve cisimlerin titreşimi sonucunda meydana gelir. X ışınları nın tersine ses elektromanyetik değildir. Ultrases, katı, sıvı veya gaz ortamda akustik bir dalgadır. Sesin iletilebilmesi için bir ortam (madde) gereklidir v yayılımı, bir yerden başka bir yere enerji taşınımı şeklindedir. Ses dalgalarının yayılma hızı, ortamın yoğunluğuna bağlıdır.

Ses dalgaları üçe ayrılır.

Infrasound (sesötesi): Frekansı 20 hertz veya altındaki sestir.

İşitilebilir ses: Frekansı 20-20.000 Hertz arasında olan ve insanların işitilebileceği sestir.

Ultrason: 20.000 Hertz üzerinde 2 ilâ 15 MHz frekansa sahip işitilemeyen sestir.

X ışını

X-ışınları ya da Röntgen ışınları, 0.125 ile 125 keV enerji aralığında veya buna karşılık, dalgaboyu 10 ile 0,01 nm aralığında olan elektromanyetik dalgalar veya foton demetidır. 30 ile 30.000 PHz (1015 hertz) aralığındaki titreşim sayısı aralığına eşdeğerdir. X ışınları özellikle tıpta tanısal amaçlarla kullanılmaktadırlar. İyonlaştırıcı radyasyon sınıfına dahil olduklarından zararlı olabilirler. X-ışınları 1895'te Wilhelm Conrad Röntgen tarafından Crookes tüpü (Hittorf veya Lenard tüpleri ile de) ile yaptığı deneyler sonucunda keşfedilmiştir. Klasik fizik sınırları içinde, X-ışınları aynı görünür ışık gibi bir elektromanyetik dalga olup, görünür ışıktan farkı düşük dalga boyu, dolayısıyla yüksek frekansları ve enerjileridir. Morötesi'nin ötesidir. X Işınlarının ötesi ise Gama ışınları'dır.

Röntgen ışınları ışığa benzeyen fakat gözle görülmeyen, oldukça delici özellikli bir salınımdır. Röntgen ışınlarına X ışını da denir. X ışını tabirini (Almanca: X Strahlung, günümüzde Röntgenstrahlung) ilk olarak bu ışınları keşfeden fakat özelliklerini tam bulamayan Wilhelm Conrad Röntgen, “bilinmeyen” anlamında kullanmıştır. Röntgen ışınlarının elektromanyetik radyasyon spektrumunun bir kısmı olduğu, bugün artık bilinmektedir. Bu ışınların dalga boyu 10−9 ile 10−11 cm arasındadır. Dalga boyu gözle görülen ışığınkinden kısadır.

X ışınları elektromanyetik dalga kimliğinde oldukları ve kutuplanma özelliği taşıdığı ilk olarak Charles Glover Barkla(1906) tarafından kanıtlanmıştır. X-ışınları demeti; karbon, alüminyum, ve kükürt bloklarından oluşan bir saçıcı ortama gönderilmektedir. Saçıcı ortamın elektronları, üzerine gelen x ışınlarının elektrik alan vektörünün etkisiyle titreşerek aynı frekansta elektromanyetik dalgalar yayınlar. X ışınları xy düzleminde paralel elektrik alan vektörü bulundurur. 0x doğrultusunda saçılmaya başlayan x ışınları yalnızca 0y doğrultusunda titreşen elektrik alan vektörüne sahiptir ve böylelikle kutuplanmıştır.

Temel birimler
Türetilen birimler
SI ile kullanımı kabul edilmiş birimler
Ayrıca bakınız

Diğer diller

This page is based on a Wikipedia article written by authors (here).
Text is available under the CC BY-SA 3.0 license; additional terms may apply.
Images, videos and audio are available under their respective licenses.